Kategoriler

İlginç Bilgiler

Her Telden

OTOMATİK AKORT

Gitarlarını akort etmeye üşenen müzisyenler için kendi kendini akort eden gitar geliştirildi. Automatic Tuning Developments adlı bir şirketin geliştirdiği gitarın içinde, üzerindeki telleri otomatik olarak akort eden bir motor bulunuyor. Gitarın içine yerleştirilmiş elektromekanik sistem, elle yapılan akort işlemini taklit ederek telleri tek tek ayarlıyor. Hangi telin akortsuz olduğunu, ışık yayan diyotlar belli ediyor. Bu durumda motor devreye girip, telin üzerindeki gerilimi normal düzeye getiriyor.

ENSTRÜMANLARDA SES DELİKLERİ

Soru: Keman ve bombeli göğüslü gitarlarda ses deliği ”f”şeklinde, düz göğüslü gitarlarda ses deliği yuvarlaktır. Bu şekilde olmaları bir yapım geleneği midir? Ses delikleri için optimum bir şekil varmıdır?

Yanıt: Ses deliklerinin şekillerine karar verirken göz önünde bulundurulması gereken en önemli konu sazın şekli, büyüklüğü ve pozisyonudur. Örneğin yuvarlak ses delikli gitar, ”f” ses delikli gitardan çok farklıdır, hatta ayrı bir sazdır. Gitarlarda en temel sorun, tellerin üzerindeki gerilim nedeniyle sazı eğip bükmesidir. Düz göğüslü gitarlarda (özellikle İspanyol, klasik, flamenko veya halk müziği gitarları) ses deliği genellikle yuvarlaktır. Bu gitarlar hafiftir, telleri bağırsak veya naylondan yapılmıştır. Gitar gövdesinin eğilip bükülmemesi için ses deliğinin içine destek sağlayan elemanlar yerleştirilmiştir. Bu gitarlarda yuvarlak ses deliği, en iyi tını ve en dolgun sesin elde edilmesi için en uygun yapısal çözümü sunar. Düz göğüslü gitarlar çoğunlukla ünlü 19.Yüzyıl gitar yapımcısı Antonio de Torres Jurado’nun tasarımlarından esinlenerek üretilir. Ancak bu gitarın bir alternatifi vardır. Ovation gitar’da ortada tek bir yuvarlak yerine kenarlarda, boyna yakın bir bölgede 11 adet küçük delik vardır. Bu delikler, gitarda akustik mikrofon bulunması durumunda geri yansımayı önler.

”f” ses delikli bombeli göğüslü gitarların tonal kalitesi ve tınısı düz göğüslü gitarlardan çok farklıdır. Telleri metal olan bu gitarlar eskiden yalnızca ritim enstrümanı olarak kullanılıyordu. ”f” şekilli ses delikleri gitarın gövde dayanıklılığını korur, her türlü esnemeye karşı destek sağlar. Bu özellikler elektro gitar akustik gitarın yerini alınca değişti. Elektro gitarlarda, ses deliği yerine elektronik mekrofon bulunur. Elektro gitarın gövdesi, vibrasyonun sesi bozmaması için çok sağlam ve sert olmalıdır. Elektro gitarlarda bu nedenle ses deliğinin varoluş nedeni ortadan kalkmıştır. Caz müziği yapanlar genellikle yarı akustik gitarları tercih eder. Bunlarda hem mikrofon hem de ”f” deliği bulunur. Bu gitarlar akustik olarak çalınabildiği gibi amplifikatöre de bağlanarak çalınabilir. Ne var ki genel trend, deliksiz gitar üretimi doğrultusundadır. Kemanlarda merkezi bir yuvarlak delik bulunmaz, çünkü çalan kişi tüm yükü köprüye bindirdiği için yuvarlak bir delik gövdenin sağlamlığını olumsuz yönde etkiler. ”f” ses deliği ve iç destekler sayesinde gövde sağlam ve sert bir yapı kazanır. ”f” şeklinin niçin tercih edildiği sorusuna gelince; bu şeklin, herhangi bir akustik kaygıdan çok, yalnızca fortissimo’nun müzik karakterine bağlı olarak ortaya çıktığı düşünülmektedir.

KUSURSUZ GİTAR NASIL SEÇİLİR?

İyi bir klasik gitar ne gibi özelliklere sahiptir? Meksikalı bilim adamları bir gitarın niteliğinin akordunun ve akustik veriminin ölçülmesiyle belirlenebileceğini ortaya koydular. Elde edilen bulguların gitar satın alırken yaşanan sorunları büyük ölçüde gidermesi bekleniyor. Meksika Ulusal Özerk Üniversitesi’nden Ricardo Boullosa önderliğindeki bilim adamları fiyatları 50 ile 500 dolar arasında değişen dört klasik gitar üzerinde bir araştırma gerçekleştirdiler. Araştırmada müzikle yakından uzaktan ilgisi olmayanlardan profesyonel gitarist olanlara dek uzanan bir denekler topluluğundan sesin niteliği konusunda bir değerlendirme yapmaları istendi. Ardından ekip bu sonuçlarla müzik aletlerinin fiziksel özellikleri arasında bir bağlantı kurmaya çalıştı. Bu amaçla iki farklı deney uygulandı. İlk deneyde, aralarında profesyonel gitaristlerin de bulunduğu küçük bir topluluktan kısa müzik parçalarını dinlemeleri istendi. Dinleyiciler müzik parçalarının dört gitardan hangisi ile çalındığını görmüyorlardı. Sonuçta, en pahalı gitar en ucuzuna kıyasla üç kat oy topladı. İkinci deneyde, amatör ve profesyonellerden oluşan yine küçük bir topluluktan gitarları değerlendirmeleri istendi. Bu kez de en pahalı gitar en yüksek oyu aldı. Gitar çalanlar telleri çalgının ahşap boynu üzerine yerleştirilmiş ince metal şeritlerden oluşan “perde”lere bastırmak suretiyle farklı notaları seslendirirler. Ekip söz konusu perdelerin akorunu inceden inceye ölçtü. Kusursuz bir biçimde akort edilen bir gitarda her perde arasında tam olarak yarım tonluk bir fark olmalıdır. Bu fark yankıbilimde 100 sent olarak bilinir (bir sent bir yarımtonun yüzde birine eşittir). Gelgelelim ekip dört gitarın ortalama akort hatasının 7 (en pahalı gitarda) ile 20 sent (daha ucuz gitarlardan birinde) arasında değiştiğine tanık oldu. Ekip ardından gitarların ışınım verimini, bir başka deyişle, bir tele dokunulduğunda mekanik gücün sese dönüştürülmesinde ne denli başarılı olduklarını sınadı. Sonuçta, 1 kilohertzin altındaki titreşimler için, en pahalı gitarın (500 dolar) yaklaşık % 5 oranında, öte yandan en ucuzunun (5 dolar) % 0’un altında bir verime sahip olduğu görüldü. Londra Guildhall Üniversitesi’nde gitar yapımı eğitimi veren David Whiteman bir gitarın niteliğini yalnızca akort ve ışınım veriminin belirleyemeyeceğine, gitar çalanların çalgının tonal niteliğine, yani farklı teller arasındaki ses dengesi ve notaların ne kadar sürede yok olduklarına da önem verdiklerine dikkat çekiyor. Whiteman ayrıca araştırmada kullanılan gitarların nisbeten ucuz olduklarına, el yapımı iyi bir gitarın ederinin 3000-6000 dolar arasında değiştiğine parmak basarak, bu deneylerden elde edilen bulguların üstün nitelikli gitarlar için geçerli olduğundan kuşku duyduğunu dile getiriyor.

Gitarın tarihçesini merak edenlere duyurulur

Gitarı andıran bir enstrumanın 1500′ den önce,Rönesans sırasında Avrupanın
Akdeniz bölgesinde var olduğu bilinmektedir. 13. 14 yüzyıldan kalma betimlemeler kuş tüyü bir pena ile çalınan “8” şeklinde bir enstrümanın varlığını gösterir. Yine bu döneme ait bazı kaynaklar guittara latina adlı bir latin gitarından bahseder. Gitar için müzik içeren ilk kitapların tarihi 16. yüzyıla kadar uzanır. Bu kitaplarda her üç veya dört teli de “ünison” (aynı sese) bir biçimde akort edilen çiftlerden oluşmak üzere, dört telli bir gitardan söz edilir. En alt tel bazen bir oktavlık bir aralıkla akort edilirken, en üst tel çoğunlukla tektir. 16. yüzyılda beş telli gitarlar da ortaya çıkmıştır. İlk gitarlarda sap kafası düz bir şekilde yerleştirilmişti ve akort burguları “friction pegs” arkadan ayarlanıyordu. Bu tip gitarın klavyesi
enstrümanın göğsü ile aynı seviyedeydi ve sekizle on arasında bağırsak ile bağlanarak yapılmış perdeleri “fret” vardı. Gövdesi bugünün standartlarına göre daha küçük ve daha az kıvrımlıydı. Sırtı bombeli veya düzdü ve ses deliği “soundhole” dekoratif bir parşömen veya ağaç işlemeyle kaplanmıştı. Bu tip gitarın kırılgan yapıda olması, değişen modalar, farklılaşan akortlama şekilleri ve metal tellerin kullanımı pek çok enstrümanın yok olmasına veya değişime neden olmuştur.

Bonn’daki Beethoven Evi, Besteciye Ait Şaşırtıcı Kibarlıkta Bir Mektubu Satın Aldığını Duyurdu

Almanya’nın Bonn kentinde bulunan Beethoven Evi, bestecinin 1814’te, dönemin önde gelen kadın opera sanatçılarından birine yazdığı nadir bir mektubu satın aldığını duyurdu. Anna Milder-Hauptmann (1785-1838) adındaki bu soprano, Beethoven’ın tek operası olan Fidelio’nun üç ayrı versiyonunun prömiyerinde birden rol almıştı. Anna Milder-Hauptmann, 27 Şubat 1814’te vereceği bir konserde Beethoven’ın da bir aryasını seslendirmek istiyormuş, ne var ki besteci söz verdiği halde yapıtı zamanında bitiremediğinden söz konusu mektupta siparişi iptal etmek istediğini yazmış. Mektuba rağmen soprano Milder-Hauptmann konserinde, yine Beethoven’a ait daha eski ama basılmamış bir terzetto olan “Tremate, empi, termate”yi seslendirmiş. Beethoven arşivinin başında bulunan Sieghard Brandenburg’ a göre mektup Beethoven karakterindeki bir kişiden beklenmeyecek kadar nazikmiş. Yer yer “canım” “biricik Milder” gibi hitaplar bulunan mektup Brandenburg’a göre bestecinin “centilmen” tarafını ortaya seriyor. Adı açıklanmayan yabancı bir koleksiyonerden satın alınan mektubun Beethoven Evi için bir servet değeri taşıdığı ifade edildi. Mektup için ödenen para açıklanmadı ama Beethoven Evi’nin gerekli olan bedeli, kurum yararına 1998’de bir yardım konseri veren kemancı Anne Sophie Mutter’den sağladığı sanılıyor. Almanya’nın batısındaki, Beethoven’ın doğum yeri olan Bonn şehrinde bulunan Beethoven Evi, besteciye ait paha biçilmez birçok yazmayı barındırmasıyla tanınan çok önemli bir araştırma merkezi.

Ludwig Van Beethoven’ın Dokuzuncu Senfonisinin,

En Erken Tarihli El Yazması Taslağı,

Sotheby’s’de Rekor Fiyata Alıcı Buldur30;

Beethoven’ın dokuzuncu senfonisinin en eski taslağı 17 Mayıs günü Londra’daki Sotheby’s Müzayede Evi’nde 1.8 milyon $ gibi rekor bir fiyata ismi açıklanmayan bir koleksiyoner tarafından satın alındı. Tek sayfalık el yazması taslağın ulaştığı fiyat, kurumun yazmalar seksiyonu şefi Stephen Roe’ya göre bugüne değin Beethoven’ın bir taslağına verilebilmiş en yüksek rakamın yaklaşık on misli. Roe şöyle devam etmiş : “Beethoven’ın dokuzuncu ‘koral’ senfonisinden bahsediyoruz, başka herhangi bir eserden değil, bu önemdeki yazmayı her zaman her yerde görebilmeniz mümkün değil. Çok iyi fiyata gideceğini tahmin ediyorduk ama bu kadarını da beklemiyorduk doğrusu. Daha önce de müzik alanında bir milyon poundun üstünde satışlarımız olmuştu ama bir bestecinin tek bir el yazması sayfası için böyle bir rakam daha önce verilmemişti.” Poe’ya göre dokuzuncu senfoni yazmasından beklenen rakam 217.000 $ ile 290.000 $ arasındaydı. Sotheby’s’de satışa sunulan yazmanın üstüne 19. yüzyıl bilim adamı ve Beethoven uzmanı Gustav Nottebohm tarafından “dokuzuncu senfoninin ilk taslağıdır” notu düşülmüş. 1827’de ölen Beethoven’ın, senfoninin taslağını 1818’de notaya döktüğü ve yapıtı 1823’de bitirdiği sanılıyor. Londra’daki Kraliyet Filarmoni Cemiyeti tarafından ısmarlanan senfoni ilk kez Viyana’da icra edilmişti. O tarihte hastalığıyla boğuşan ve artık tümden sağır olan besteci ilk icrayı yönetmiş ve söylenenlere göre eserin bitimiyle birlikte salonda kopan alkış fırtınasını duyamamıştı.

İdil Biret’in Beethoven’ın 32 Piyano Sonatını Kaydetme Projesi Emin Adımlarla İlerliyor

Dünyaca ünlü piyanistimiz İdil Biret; Chopin, Brahms ve Rachmaninov’un piyano için bestelediği tüm yapıtlarını kayda almasının ardından şimdi de Beethoven’ın 32 piyano sonatı için stüdyoya girdi. Sonatların CD kayıtları ilk olarak Türkiye’de Miks Müzik tarafından yayınlanıp müzikseverlere sunulacak, dış ülkelerle bağlantılar ise daha sonra kurulacak. Tamamı on CD’den oluşacak projenin ilk CD’si 2001 yılının Aralık ayında Peva firmasının sponsorluğuyla piyasaya sürülmüştü. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin desteğiyle çıkan ikinci CD ise geçtiğimiz ay müzikseverlerle buluşmuştu. İdil Biret ikinci CD’nin çıkması vesilesiyle 25 Nisan günü İzmir’de bir resital vermiş 27 Nisan’da da imza gününe katılmıştı.

İdil Biret’in Beethoven’ın piyano yapıtlarına olan ilgisi küçük yaşlarda başlamış ve Paris Konservatuarında eğitim gördüğü yıllarda devam etmiştir. Biret’in 1958 yılından itibaren 20. yüzyılın en büyük Beethoven icracılarından biri olarak kabul edilen Wilhelm Kempff ile yaptığı çalışmalar sanatçının yorumunu geliştirmiş ve olgunlaştırmıştır. Zaman içerisinde Biret’in yorumlarının, “ustası” Kempff düzeyine ulaştığı hatta bazen onu aştığı da saygın müzik yayın organlarında yazılmıştır. İdil Biret 1986 yılında Beethoven’ın dokuz senfonisinin Liszt tarafından yapılan piyano uyarlamalarını EMI firması için dünyada ilk kez plağa kaydetmiş ve ayrıca bu yapıtları Fransa, Almanya, İngiltere, İtalya, Türkiye, ABD ve Japonya’da seslendirmiş ve büyük ilgi derlemişti. Biret aynı zamanda çeşitli tarihlerde Beethoven’ın beş piyano konçertosunu, piyano/orkestra/koro için fantezisini ve üçlü konçertosunu çeşitli ülkelerde yorumlamıştır. Böylece tarihte bu yapıtların tümünü seslendiren ilk yorumcu unvanına da erişmiştir. 1980’li yıllarda ise İdil Biret Beethoven’ın 32 piyano sonatını birden yedi konserde seslendirmişti…

Alıntıdır…