[Şimdi bana varlığımın sana acı vermediğini söylüyorsun. Gitmemi istiyorsun, sonra yeniden gelmemi… Ve sonra yeniden gitmemi… Beni sensizliğin o dipsiz çukuruna önce sarkıtıp, sonra yeniden gün ışığına çıkarıyorsun. Sevgimi, yokluğumu hissettiğin yerde bulmak istiyorsun. Aşkımın benliğini ve hayatını ele geçirmesinden duyduğun o sebepsiz korkuyu yenmek için, bana seninleyken tekrarı olmayan bir şiiri hatırlatan zamanın, sana benimleyken gösterdiği monoton ve tüketici yüzünü yok etmek için oynadığın bir oyun bu belki de… Beni deliliğin sürgünlerine yollayıp, sonra yeniden kalbine çağırıyorsun. ]
[Senden gelen her acı kabulümdü bu yüzden, kutsaldı…
Sen benim yeryüzü tanrımdın.
Tanrılar sorgulanmaz bilirsin… Ben de sana, hiç sorgulamadan taptım.
Ve sana hayattan daha kötü davranamazdım…]
[Sadece sana sarılarak uyuduğumda nefes alabiliyordum. Beni kollarına aldığında, yüzümü masumiyetinin yurduna , o kimsesiz boynuna dayadığımda , kokunu kalbimle soluduğumda…
Uykun benim cennetimdi.]
[’Bana bir iyilik yap, bana bu hayattan daha kötü davran!’ derdin… Hatırlarmısın? Seni ne kadar çok sevdiğimi söylerdim.. Evet öyleydi, seni çok sevdim. Hemde her şeyden çok… Sana kötü davranamazdım… O beklentisiz, o seni herşeyinle kabul etmeye hazır, verdiğinden daha fazlasını talep etmeye cesareti olmayan, seni incitmekten ölümden korkar gibi korkan, ömrünü ve varlığını sana adamaya hazır benliğim ne kolay gelirdi sana.. Her şeyimle sana teslim olmaya hazırdım. Silahsız, savunmasız hesapsız.. Oysa bu değildi istediğin. Sende herkes gibi daha çoğunu istiyordun. Güven çok sıradan ve heyecan vermeyen bir duyguydu senin için… Sana bağlanmamı bu yüzden hiç istemedin. Beni özgür bıraktığını söyleyip, kendi ruhunu rahatlattın. Bana karşı hiçbir sorumluluğun yoktu. Beni sahiplenmek istemedin… Oysa sen benim meleğimdin; hayatın tüm kötülüklerinden arındığına inandığım, ömrünü başkalarının iyiliği için harcamaya hazır, o incecik düşünen ve yüreğindeki kırgın masum çocuğu incitmeye kıyamayacağım dünya meleği… Senden gelen her acı kabulümdü; bu yüzden kutsaldın.. Sen benim yeryüzü tanrımdın. Tanrılar sorgulanmaz bilirsin… Bende sana hiç sorgulamadan taptım ve sana kötü davranamazdım…]
[Bense senin hayatımdaki varlığını hep inkar ettim.
Seni inkar ederek içimde korumaya çalışıyordum.
Sen benim içimdeki o masum, şefkatli, iyilik dolu benliğimdin…]
[Sonra, sevmek yaralı kadınlığımı başka yüreklerle avutma yanılgısına kapılmak oldu. Buna hakkım olduğunu söyleyip dursan da, biliyorum aslında içten içe hiç affetmedin beni. Sen çoktan parçalanmıştın zaten. Benim de yüreğimi böldüğümü düşünmek sana bile ağır geldi. Oysa ben, seni değil, kendimi cezalandırıyordum başka bedenlerle… Ruhumu kemiren bu deli aşkı cezalandırıyordum. Bunu anlamadın mı sevgili?
Sevmek seni değil çocukluğumu, düşlerimi, kendimi aldatmak olmuştu artık. Bana bağlanan masum aşkları seninle aldatmak olmuştu… ”Kimseye veremedim yüreğimi. Ne zaman baksalar içime, yüreğimin kırık aynasında kendilerinin değil senin yüzünü gördüler hep..’ Sessizce çekip gittiler. Fark etmedim bile gittiklerini..]
[Gittin…
Seni sevmek, bensiz akıp giden hayatına bir yabancı gibi uzaktan bakmak oldu çoktandır… O çocuk ellerinin, bir başkasının saçlarında gezindiğini, aniden özlemle sarılıp bir başka yüzü öpücüklere boğduğunu, sabahları uykunda bir başka kadına “gitme” diye sayıkladığını düşünmek oldu, seni sevmek… Geceleri kokuna hasret yatağımda ter içinde uyanmak, kendimin bile affedemediği bir bencillikle, kalbindeki tek aşkın benimki olması için gözyaşları içinde Tanrı’ya yalvarmak oldu…]
[Rüyalarımın gül kokusu …
Sonra bir gün aşka açıldı yüreğinin sürgüleri.
Sonra bir gün , şiirlerin başka bir aşkın kokusuna büründü.
Yıkıldı tabuların . Kırıldı zincirlerin. Uzağıma düştün…]
Cezmi Ersöz